Eğitimde Temel Sorun: Çözümlemeli Düşünmeyi Öğretebilmek

30.03.2012, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji

Bir ruh hekimi olarak ülkemizde ilköğretimin en önemli sorunu nedir diye kendime sorduğumda “analitik düşünmeyi öğretememek” olduğunu görüyorum. Uzun süreli meslek hayatım boyunca hep tıp öğrencileri ile birlikte oldum. Bu öğrenciler üniversiteye giriş sınavında yüksek başarı gösteren, ilk %1’e giren öğrencilerdir. Yani bu öğrencilerde bir zeka kusuru yoktur. Buna karşın analitik düşünme becerisinin pek azında var olduğunu görüyorum. Önemli bir bölümü, bir sorunu parçalarına bölerek, aralarındaki bağları, benzerlikleri ve farklılıkları fark ederek, karşılaştırarak, düşüncelerini doğrulayan veya yanlışlayan gerçekçi ve somut kanıtları görerek düşünemiyorlar. Eğitimleri boyunca kazandıkları temel niteliklere bağlı olarak da ezberliyorlar. Bunun eğitim sistemimizden kaynaklanan nedenlerini tartışmak isterim.

Vikipedi çözümlemeli düşünmeyi “Bir konuyu, sorunu yada problemi alt başlıklarına ayrıştırıp tümden gelimle, her bir başlığı ayrı ayrı irdeleyip eleştirerek, her biri arasındaki bağlantıları gerçekçi kanıtlarıyla ortaya koyarak, yani tüme varımla düşünmek ve değerlendirmektir.” biçiminde tanımlamaktadır. Gözlemlerden sonuç çıkarmayı, yeni durumlarda sorgulamayı da gerektirir.

Bilginin hızla yenilendiği bir çağda yaşıyoruz. 1930 yılına dek tüm bilgiler kadar bilgi bunu izleyen 30 yılda birikmiştir. Zamanımızda bilginin ikiye katlanma hızı 1-2 yıla inmiştir. Süre hızla kısalmaktadır. Hızlı bilgi birikimine karşın ulaşabildiğimiz bilgilerin hangisinin güvenilir ve doğru, hangisinin güvenilmez veya yanlış olduğu konusunda yeterli bilgilere sahip değiliz. Bunları ayırabilmek için en önemli kaynak aldığımız eğitime dayalı kendi kaynaklarımız ve çözümlemeli düşünme becerimiz olmalıdır. Yukarda da belirtildiği gibi bilgilerimiz hızla değişiyor. Bazen de dün doğru dediğimiz bilgiye bugün yanlış diyebiliyoruz. Bu hiç de az olmayacak sıklıkta gerçekleşiyor. Bazen de düşüncemiz evrimleşerek olgunlaşıyor. Bilimde “olmaz” kavramının yanlış olduğunu düşünmek sürekli araştırıcı olmanın ön koşuludur. Böyle düşünmek yeni bilgiler karşısında değişme ve olgunlaşma şansını bize verir.

Çözümlemeli düşünmenin en önemli engeli eğitimde gerekçesiz bilgi vermektir. Öğrenciye gerekçesi belli olmayan bir bilgiyi kalıp olarak veriyor ve ondan uymasını bekliyorsak ona en büyük kötülüğü yapıyoruz demektir. Bunun anlamı “sen düşünme ben senin için doğru olanı söylüyorum” demektir. Bunun daha somut anlamı “ben seni güdeceğim”dir. Böyle eğitilen bir genç aklına gelen farklı düşünceden korkmayı, farklı düşünenleri, kendisini eğitenleri taklit ederek yargılamayı öğrenir. Aynı konudaki diğer seçenekleri göremez, farklı düşünenleri “kendinden olmayan” olarak algılar. Kamu kurumlarında yeterliliği ikinci plana iterek yapılan siyasi kadrolaşmanın kökeninde böyle bir düşünce biçimi vardır. Bu tarzın yaratıcılığı öldürdüğünü de söyleyebiliriz.

Çocuklarımıza öncelikle sorgulamayı öğretmeliyiz. Bunu öğretmenin en etkin yolu soru sorduğunda onu takdir etmek, yeni sorular sormasına zemin hazırlamaktır. Çocuktur anlamaz, sen bilemezsin, gibi kalıpların son derece zararlı kalıplar olduğunu burada hatırlatalım.

Öğrenmiş olmak bir beceri kazanmış olmak demektir. Bu eğitilmiş olmakla eş anlamlı değildir. Eğitilmek yeni sorunlara çözüm üretebilmek için çözümlemeli düşünmeyi bilmek demektir. Eğitim sistemimizde öğrenmiş olmakla yetinilmekte, araştırıcı, sorgulayıcı düşünmeye, dolayısı ile yeni bilgi üretmeye izin verilmemektedir. Bilgi üretme becerisi olmayan insanın en önemli becerisi başkalarını yargılamak ve aşağılamaktır. Toplumuzun yönetenlerin konuşmalarında bu biçimi sık olarak görüyoruz. Geniş halk kitleleri de aldıkları eğitime uygun olarak bu yanlış biçimi onaylamaktadırlar.

Bilgisiz ve eğitimsiz birinin gelecekle ilgili bir planı da olmaz. Varsa bile planları gerçekle bağlantılı olmaz. Oysa uluslararası ilişkilerde başarı, geleceği görebilmek, hatta planlamakla olanaklı olur. Uluslararası ilişkilerde çözümlemeli düşünmeyi becerebilenler bu becerilerini başkalarını sömürme ve yönlendirme için kullanırlar. Bunu Batı topluları etkin biçimde yaparken bizi yönetenler farklı bir çözüm üretebilme becerileri olmadığından oyuna geliyorlar. Giderek köleleşiyoruz.

Çözümlemeli düşünmeyi becerememenin en önemli sonuçlarından birisi de basit taklittir. Bilimsel bilgi üretemeyen, eleştirel düşünmeyi beceremeyen toplumların kaderi budur. Taklit ederek, başkalarından olduğu gibi alarak yaşam niteliğini arttırmaya çalışır. Ülkemizde yaşanan temel çelişkilerden birisi de budur. Üniversitelerimizde taklidi ödüllendiren bir sistem bulunmakta ancak yeni bilgi üretimini ödüllendiren bir sistem bulunmamaktadır.

Çözümlemeli düşünmeyi öğrenememiş insanın en önemli niteliklerinden biri de yalnızca tüketmektir. Kapitalizm bize tüketmeyi bir erdem gibi sunuyor. Eğitim sistemimizin bize öğrettiği zayıf yanımızı kullanıyor. Yöneticilerimiz sıklıkla kitlelere karşı dolar, lira ve avro gibi yalnızca tüketim çağrıştıran sözcüklerle konuşuyorlar. Bu da kitlelerce marifetmiş gibi algılanıyor. Yöneticilerimiz uygulamalı ile insanlarımızın hangi niteliklerinin iyileştiğini söyleyemiyorlar. Gazetelerde de para içerikli olaylar her zaman önemi haberler arasında yer alıyor.

Çözümlemeli düşünme beyinde hücre grupları veya hücrelerarası bağlantılarla olur. Beynin bazı bölgelerinde bu tür bağlantı oluşumu erişkin hayatta da sürer. Kalıplaşmış düşünce ve buna dayanan eğitim sistemlerinde seçenekler sınırlı olduğundan yeni bağlantılar oluşturması olanaklı değildir. Oysa sorgulayan bireyler biyolojik kapasitelerini en üst düzeye çıkarabilir, beyinlerinde yeni bağlantılar oluşmasını sağlayabilirler. Kalıplaşmış düşünce tarzının sanatsal yaratıcılığı da öldürdüğünü söyleyebiliriz.

Bir an önce eğitim reformu yapılmalı, çözümlemeli düşünmeyi öğretecek önlemler alınmalı, böyle bir ders ilköğretimde zorunlu olmalıdır. Aksi halde varlığımızı sürdürmek olanaklı olmayacaktır.

Büyük Atatürk boşuna dememiş: “Manevi mirasım bilim ve akıldır.” Bilimi rehber edinmekten başka yolumuz yoktur. Ancak bunu başarabilenler başarılı olmakta ve yollarına devam edebilmektedirler.