3.05.2002, Cumhuriyet
Değerli bir bilim insanı “Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerde çok ciddi bir sorun var: İnsan kapasitesinin düzeyi. Çevresel etkiler ve eğitimle bu arttırılabiliyor. Aksi halde zihinsel kapasite güdük kalıyor. Potansiyel var ama yeterince ortaya çıkarılamıyor. Büyük bir insan gücü kaybı var. Çocukların zihinsel kapasitesi geliştirilemiyor…”* diyor. Bu yazıda eğitimde zihinsel yetilerimizi geliştirmemizi engelleyen tutumlardan bahsetmek istiyorum.
Eğitimde temel sorunlarımızdan birisi öğüt vererek ve insanları birtakım doğrulara (!) zorlayarak onları eğitebileceğimizi sanmaktır. Oysa insanları bir şeye zorlamak, güç gösterisi yapmak amaca hiçbir zaman hizmet etmez. Genellikle de güç kavgasına, baskıya ve şiddete dönüşür. Şiddet, özgüven eksikliğinin temel belirtilerinden birisidir. Kendine güveni olan insan bir düşünceyi başkalarına iletmek için zora başvurma gereksinimi duymaz, birilerine bir şeyler öğretme konusunda güçlükle karşılaşmaz. Kendini anlatmakla ilgili bir kaygı da yaşamaz. Terörün temelinde de büyük ölçüde özgüven eksikliği bulunmaktadır.
Özgüveni düşük olan insanlar başkalarına değer vermez. Oysa insanlar kendilerine değer verilen ortamlarda öğrenmeye açık olurlar. Çağdaş eğitim, insanların öğrenmeye yatkın olduğu anları bularak değerlendirmelidir. Kendine değer verilen ortamlarda öğrencilerin soru sorma gereksinimi artar. Soru sorma anı öğrenmeye en açık olduğumuz andır. Oysa eğitim sistemimiz araştıran ve soru soran insanları tehlike olarak görmektedir.
Girişim duygusu ve yaratıcılık, özgüveni eksik olanların başarabileceği şeyler değildir. Özgüveni yerinde olan insanlar değişime de açık olurlar. Yeni bilgi ve uygulamalardan korkmazlar. Bilgisayarın yeni yeni ülkemize girmeye başladığı tarihlerde bilgisayarların odalara kilitlenerek sadece seyredildiğine ait öyküler dinledim ve izledim.
Özgüveni eksik olan eğiticiler hataları nedeni ile öğrencilerini aşağılar ve başkaları ile karşılaştırırlar. Bu şekilde de özgüven kazanılması ve yetilerin kullanılması engellenir. Yetilerini kullanamayan, gizil güçlerini geliştirme yolları eğitimle kapatılan insanlar yaşama saygı ve sevgiyle yaklaşamazlar. Korku ve kaygıyla yaklaşırlar. Suçluluk psikolojisi içine girerler. Bu tür insanların çeşitli terör gruplarınca kullanıldıklarına tanık olmaktayız.
Eğitimde etkinlik, verilen bilgilerin içeriği kadar eğiticilerin kişiliğiyle de bağlantılıdır. Eğitimde, özdeşim birincil bir öneme sahiptir. Özdeşim, başkalarının bazı özelliklerinin benimsenerek kendine mal edilmesidir. Bu sürecin sağlıklı işlediği ortamlarda öğrenmek ve araştırmak zevk olur. Özgüveni eksik olan insanların özdeşim nesnesi olması öğrencilerde kaygı ve korkuyu arttırır. Öğrenme sürecini bozar. Kazanılan bilgiler, mutluluk ve gelişim nedeni olacakken korku kaynağı olur: Bazı insanların değişimden korkması buna bağlıdır. Tutuculuğun kaynağındaki de budur.
Özgüveni eksik eğiticiler bunu yakınlarından, öğrencilerinden bekler. Bunun doğal sonucu tartışma ve paylaşma ortamının ortadan kalkmasıdır. Buradan özgüveni yerinde olanların diktatör olamayacaklarını, özgüveni yerinde olmayan insanların diktatör gibi davranarak çevrelerine baskı ve şiddet uygulayan insanlar olacaklarını görebilir; ülkemizde siyasi partilerindeki lider sultasının temel nedeninin özgüven eksikliği olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Özgüveni olmayan liderler bunu partililerden bekleyerek güven kazanmaya çalışmaktadırlar. Doğal olarak kendi bedenlerinden gelen uyarılarla hareket etmekte, halkın beklentilerine karşılık vermemektedirler. Eğitim ortamında suçluluk duygusu baskınsa ihmal, korku baskınsa boyun eğme, kıskançlık baskınsa düşmanlık tohumları ekilir. Bu tür ortamlarda insanlar yalnızca yaşayabilme ve hayatta kalma savaşı verirler. Hiçbir zaman yaratıcı olamazlar.
Başta aile olmak üzere insanların birbirine değer verdiği, özgüvenin yeterli olduğu ortamlarda liderlik kaygısı olmaz. Bu tür ortamlarda konunun niteliğine göre liderlik değişebilir. Lider bazen anne, bazen baba, bazen de çocuk olur. Lider değiştiğinde diğerleri kaygıya kapılmaz.
Anne babaların bazen çocuklarını “sen küçüksün” diye engellediğini görmekteyiz. Sen küçüksün demek “sen değersizsin” anlamına gelir. Bu şekilde çocuk dışa açılamaz ve kendini ifade edemez hale gelir. Bu durum kapalı ortamlar yaratır. Kapalı sistem ve toplumlar, kapalı birimler insanların ölüm kalım savaşı verdiği ortamlardır. Kapalı sistemlerin iç dinamiği değişken olduğundan herkes için her zaman yanlış yapma olasılığı vardır. Böyle bir ortam ve kurum yaratıcılığı engeller. Açık sistemler ise kendini ifade etmeye izin verir, farklılığa saygı duyar. Eğitim sistemimizin doğruları önceden belirlenmiş olup seçmeye izin vermemektedir. Diğer bir anlatımla kapalı ortamlarda eğitim verilmektedir. Seçmenin olmadığı ortamlarda gelişme ve yaratıcılık olmaz. Bu kişilere yaşamak ve var olmak korku verir. Duygularını ifade etmesi özendirilen çocuklar farklı hareket tarzları geliştirebilirler.
Öğrencileri özendirmenin en uygun yolu onları beğenmektir. Özgüveni yüksek olan insanlar başkalarını beğenmekte ve onların başarılarından ders almakta güçlük çekmemektedirler.
Özgüveni yüksek olan insanlar yetiştirmek için özgüveni yüksek öğretmenler yetiştirmeliyiz. Yarın çok geç olabilir.
* Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Cumhuriyet Gazetesi, 17.7.1998.