22 Eylül 1990, Milliyet
Politikanın kaynağı insan ilişkileridir. Bunu hem dış politikalar hem de iç politikalar için söyleyebiliriz. Yani bir insanın başka insanlarla ilişki kurma biçimleri ile aynı nitelikleri taşıyan kişilerin ilişki kurma biçimleri arasında benzerlikler vardır. İşte bu ortak özellikler bir araya gelerek ideolojileri, buna bağlı olarak da siyasi görüşleri oluştururlar. Bununla şu söylenmek istenmektedir: Aslında aynı siyasi partinin çatısı altında çeşitli konularda farklı düşünen, farklı davranışlar gösteren insanların bulunması son derece doğaldır. Partiyi oluşturan ideoloji, onların farklılıklarından değil, benzerliklerinden kaynaklanır. Aynı şekilde farklı partilere mensup insanlar arasında da ortak yanlar bulunabilir. Fark ideolojiyi oluşturan yaklaşım tarzındaki farklılıklardır.
Yukarda söylenenlerle kişilik yapıları ile siyasi görüşler arsında yakın bağ olduğu söylenmiş olmaktadır. Düşünce suçlarının gelişmiş demokrasilerde suç olmaktan çıkarılmasının önemli gerekçelerinden birisi budur. Cezalar cezaya konu olan davranışı bir ölçüde kontrol etme amacını güderler. Oysa düşünce suçlarında ceza bu amaca hiçbir zaman hizmet etmez. Tam tersine davranış ve düşüncede saldırganlığı arttıracağı ileri sürülebilir.
Ruhsal açıdan, suça konu olan davranış ve düşünceye verilen cezalar apayrı anlamlar taşır. Davranışa verilen cezalar “başkalarının yaşantısını olumsuz yönde etkileyemezsin” anlamına gelir. Oysa düşünceye verilen cezalar “senin yaşamaya hakkın yok” demektir. İlki güveni sağlayıcı, uyumu kolaylaştırıcı nitelik taşır; ikincisi ise tamamen saldırgandır, başkalarının yaşama hakkına saygı duymaz.
Toplumsal hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri de insan ilişkilerindeki uyumdur. Uyum birçok yönü olan bir olaydır. Uyumun sağlanmasında “özdeşim” (identification) kavramının büyük önemi vardır. Özdeşim bir insanın başka insanların özelliklerini benimseyerek kendine mal etmesidir. Buna çocukların anne ve babalarına benzemeleri, onlar gibi davranmaları, moda, öğrencilerin hocalarına benzemeleri gibi çok sayıda örnekler verebiliriz. Erişkin hayatta ev ve işte uyum yapabilme yetisi ile özdeşim yapabilme düzeneği arasında yakın ilişki olduğu kabul edilmektedir.
Siyasi liderlerin davranışlarının herhangi bir insana göre daha fazla önem taşımasının nedeni yukarda örneklerle açıklamaya çalıştığım özdeşim düzeneğidir. Bir liderin diğer liderlerle veya aynı partiye mensup diğer kişilerle ilişki kurma biçimi sosyal açıdan büyük önem taşır. Sağlıklı ilişkiler kuruyorsa diğer insanların özdeşim yapabilmesi kolaylaşacak, sağlıklı ilişkiler kuramıyorsa özdeşim zorlaşacağından bu davranış veya davranışlar uyum bozucu özellik gösterecektir.
İnsanda ve hemen hemen tüm canlılarda çevreyi tanıma ve kontrol etme eğilimi bir dürtü olarak vardır. Diğer canlılar bunu çok somut bir biçimde yaparlar. Bir hayvanın kendine zarar verebilecek hayvanlardan kaçması da ona saldırması da çevreyi kontrol etme ve güvenilir hale getirme dürtüsü ile ilgilidir. Kaçtığı taktirde saldırganın ulaşamayacağı bir ortama gidebilecek, saldırdığı takdirde saldırganı kontrol ederek güvenliğini sağlayacaktır. İnsanda çevreyi denetleme ve kontrol etme güdüsü çok daha karmaşık biçimde işler.
Konumuza dönecek olursak, uzlaşmaz tutum takınan lider karşı tarafı veya diğer liderleri tehlikeli görmektedir, onları yok sayarak çevreyi denetlemeye çalışmaktadır. Bu tutum kendisi ile aynı görüşü paylaşanlar için de kaygı vericidir. Uzlaşıcı tutum karşı tarafı tehlike olmaktan çıkaracağı için herkes için güven vericidir. Uzlaşmaz tutumda karşı tarafın saldırganlık eğilimleri körüklenmekte, canlı tutulmaktadır. Gerçek demokrasilerin çoğunluk diktatörlüğü olamayacağının ruhsal gerekçelerinden birisi budur.
Aynı konu ile ilgili olarak uyulması gerekli kuralların (her türlü yasalar) sık sık değişmesi durumunda neler olacağını anlatmak istiyorum. Gelenek ve görenekler de bu kural tanımına girerler. Ancak onlar sık değişmediklerinden tartışmanın dışında tutuyorum. Kuralların sık değiştiği ortam aynı davranışa tepkilerin de sık değiştiği ortamdır. Her ortam değişikliği korunma ve çevreyi denetleme ihtiyacını arttıracağından, kontrollü bir ortamdan yeni bir ortama geçmek kontrolü kaybetme kaygısını da birlikte getireceğinden güvensizlik yaratacaktır. Bu, yasaları değiştiren güçlü parti üyeleri için de diğer insanlar için de geçerlidir. Ancak burada her kural değişikliğini aynı kefeye koyduğumuz, kuralların hiçbir zaman değişmemesi gerektiğini savunduğumuz sonucu çıkarılmamalıdır. Kuralların değişmesinin sağlıklı amaçlara yaradığı durumlarda bu tartışma geçersizdir. Bununla şunu söylemek istiyoruz; yasaları istediği anda değiştiren çoğunluk partisi sanıldığı gibi güçlü olarak kalamaz. Her yeni durum kendisine (aynı zamanda herkese) korku verdiği için bu yola başvurmaktadır. Hem kendi üyelerinin hem de diğerlerinin kaygı düzeyini arttırması bundandır. Böyle bir ortamda toplumdaki bunaltı ve arayış ile bu tutum arasında bağ kurmak olasıdır. Yani böyle bir ortam genel kaygı düzeyini arttırır, kararsızlık, isteksizlik, umutsuzluk ve çaresizlik duygusu yaratır. Bu belirtilerle kendini gösteren duruma “depresif duygudurum” diyoruz. Depresif duygudurum aynı anda bir miktar öfke ve saldırganlık gizler.
Sağlıklı ilişkilerin kurulabildiği ortam insanların birbirine değer vererek karşılıklı saygı duydukları ortamdır. Bu ortamın kurulmasında idarecilere büyük görevler düşmektedir. Çeşitli sağlıksız davranış kalıpları ile insanlara kötü örnek olmak iç barışı, buna bağlı olarak da ruh sağlığını bozar. Herkes taşıdığı sorumluluğun hakkını vermelidir.