20 Eylül 1997, Cumhuriyet
Son zamanlarda toplumsal değerleri hiçe sayarak ortaya çıkan ve bu değerlerle açıkça çelişen davranışlar sergileyen politikacılar gazete ve televizyonlarda boy göstermeye başladı. Buna koşut olarak birtakım değerler toplumun bazı kesimlerinde tartışılır oldu. Örneğin demokrasi ve onun tartışılmaz ön koşulu olan laiklik karşıtı söylemleri duyar olduk. Ben bu gözlemlerden yola çıkarak bir kişilik bozukluğunu tanıtmak ve davranış örüntülerinden örnekler vermek istiyorum. Bu, hiçbir değer tanımayan, her şeyi kendi doyumu açısından ele alan asosyal kişilik bozukluğudur.
Bu kişilik bozukluğunun temel nitelikleri; çocukluk yıllarında başlayan başkalarının haklarını saymama, sorumsuz ve toplum dışı davranışlardır. Bu nitelikleri taşıyan kişiler işlerinde kararlılık göstermez, herkesle çatışırlar. Uzun süre aynı işte kalamaz, sık sık işten kaçar, toplum kurallarına uymazlar. Uzun vadeli planlar yapamazlar. Genellikle sabit bir adresleri olmaz, sorumlu bir anne baba da olamazlar. Akademik yetersizlik, yasa dışı eylemler, dürtülerini kontrol edememe gibi özellikleri vardır. Sıklıkla da kanunla başları derde girer. Başka bir deyişle kendilerine düşen sorumlulukları hiçbir zaman yeterince yerine getirmezler. Çocukluk çağında öncü belirtiler gösterirler. Bunlar kopya çekme, okuldan kaçma, kavgacılık, silah kullanma, birini cinsel ilişkiye zorlama, hayvanlara kötü davranma, insanlara saldırı, yangın çıkarma ve çalma gibi davranışlardır.
Dürtü kontrolünün bozuk olması nedeni ile duygu ve düşüncelerini mantık süzgecinden geçirmeden ifade ederler. Örneğin nezaketlerini bozar, küfrederler, toplumsal ve ahlaki değerlerle çelişen davranışlar sergilerler. Doyum gereksinimini erteleyemez, duygusal yetersizlik gösterirler. Herkese meydan okur ve sıklıkla çatışmalara neden olurlar. Başkalarının duygularına karşı duyarlılıkları yoktur. Aşırı istekleri vardır. Çıkarcılık eğilimi güçlüdür. Zor koşullarda ülkenin düşmanları ile iş birliğinden kaçınmazlar. Davranışlarının yanlışlığını bilirler; ancak bu yanlışlığı açık bir biçimde ifade etmek ve eleştirilerden yararlanmak yerine mantığa büründürme yolunu seçerler. Kimisi şeriat, kimi din, kimi serbest piyasa ekonomisi, kimisi demokrasi der; haklılıklarına yapay gerekçeler yaratmaya çalışırlar.
Parçalanmış ailelerde, ailelerinde uyuşturucu kullanan kişi bulunanlarda ve anne yoksunluğu olanlarda sıktır. Anne çocuk ilişkisinde tutarsızlık, duygudan yoksunluk, dürtüsellik de sık olarak bulunur. Şefkat ve sevgi eksikliği de önem taşımaktadır. Çocukluk döneminde reddedilme ve kötü davranılma bu bozukluğu kolaylaştıran özelliklerdir. Bu özellikler sağlıklı kişilik gelişimini engellemektedir. Başka bir deyişle bu insanlar, çocukluk dönemlerinde bulamadığı sevgi ve yakınlığı bulabilme çabası ile bu şekilde davranmaktadırlar. Gerçekte iyi bir lider veya yönetici değil birer zavallıdırlar. Kendilerinin dahil hiç kimsenin sorunlarına hiçbir şekilde çözüm üretemezler. Doyum bulamadıkları ortamlardan kendilerine karşı olanları suçlayarak ve saldırarak ayrılabilirler.
Çıkarlarına dokunulduğunda yalan söyler, herkese saldırır, çeşitli çıkar grupları ile iş birliği yapar, cinayet işleyebilirler. Çevrelerine korku salarlar. Bu cesaretleri onlara bazı sorumluluklar verilmesini sağlar. Fırsatı ele geçirinceye kadar herkesle iyi geçinir, vaatlerde bulunurlar. Dalıcı, isteyici ve cüretkardırlar. Cüretkar olmaları nedeni ile de çevrelerindeki kişilerin kaygı düzeyini arttırırlar. Bu özellikleri nedeniyle kitleleri arkalarından sürükleyebilir, arkasından gelenleri kullanarak yönetim kademelerinde yükselebilir, yönetici olarak sıklıkla karşımıza çıkabilirler. Son yıllarda bu özelliği taşıyan insanları politika sahnesinde sık olarak görmekteyiz.
Bu kişilerde özdeşim yapabilme yetisi eksik veya yanlış gelişmiştir. Özdeşim bir kişinin özelliklerini, duygu ve davranış biçimlerinin, değerlerinin başka biri tarafından benimsenmesi ve kendine mal edilmesidir. Gelişim süreci ile birlikte doğal olarak kullanılan bir düzenektir. Buna şu örnekler verilebilir: Çocukların anne-baba veya öğretmenlerin davranışlarını taklit etmesi, yöneticililerin davranışlarının benimsenmesi gibi. Özdeşim gelişim çağında yoğun olarak kullanılmakla birlikte erişkin hayatta da devam eder. Özdeşim yetisi ile; erişkin hayatta evde, işte uyum yapabilme yetisi arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Yani özdeşim yetisi uyum yapabilmeyi kolaylaştırır. Bunu hem özdeşim yapan hem de özdeşleşilen insan açısından söyleyebiliriz. Sağlıklı özdeşim yapamadıklarından gelişim süreci boyunca neyin yanlış neyin doğru olduğunu doğru bir şekilde öğrenememişlerdir. Değerler sistemi gelişmemiştir. Bu nedenle de doğru ve yanlışları değişen koşullara göre değişkenlik gösterir. Anne- baba veya otorite figürlerinin olumsuz özelliklerinin içselleştirilmesi söz konusudur. Bazen de özdeşim objelerinin korkulan özellikleri içselleştirilir. Yanlış doğru kavramı gelişmediği için kendisi ne diyorsa doğru odur biçiminde düşünür. Özdeşim eksikliği başkalarının duygu ve düşüncelerini anlayamamasına neden olur. Örneğin birlikte olduğu herkes kendisine karşı olmasına karşın savlarını sürdürür, haklılığını ileri sürer. Bu özelliği ile, kendi kendini denetleyemeyen yönetim sistemlerinin yürürlükte olduğu Türkiye gibi ülkelerde diktatörlük özlemleri ortaya çıkar.
Bu tür insanları tanıdıkça onlardan kurtulabiliriz.
Kaynak: Yüksel N (1995): Kişilik Bozuklukları. “Ruhsal Hastalıklar” kitabı içinde. Hatiboğlu Yayınevi, Ankara.