Kurumsallaşma ve Saldırganlık

30 Temmuz 1996, Cumhuriyet

Son yıllarda dünyayı kaplayan yıkıcılık dalgası kaygı veren boyutlara ulaşmıştır. Bu eğilim ülkemizde anarşi ve terör biçiminde yoğun biçimde yaşanmaktadır. Ben bu yazıda ülkemizde son on yıldır önemli ölçüde artan saldırganlık eğilimi ve yıkıcılığı körükleyen tutumlar üzerinde durmaya çalışacağım.

İki tür saldırganlığın varlığından söz edilebilir. İnsan ve hayvanda ortak olan birinci tür saldırganlık, yaşamsal çıkarlar tehlikede olduğunda ortaya çıkan saldırganlıktır. Bu özelliği ile savunucu ve türün devamını sağlamaya yarayan bir yanı vardır. Biyolojik olarak uyarlanabilir ve yönlendirilebilir bir nitelik taşır.

İkinci tür saldırganlık zalimlik ve yıkıcılık öğeleri içerir. Tümüyle insana özgüdür. Kaynağını sosyal ilişkilerden alır. Bir toplumun bireylerinin yönetsel olarak girişim duygusundan uzak olmaları istenebilir. Diğer bir deyimle insanın köle olması veya bir makinenin parçası olması beklenebilir. Böyle bir durumda insanları değişik siyasi amaçlar için yönlendirmek kolaylaşacaktır. Girişim duygusundan yoksunluk ve körü körüne uyma beklentisi, yaşama bağlayan güçlerde bir azalma, saldırganlık, kaygı ve mutsuzluk belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Zalimlik ve yıkıcılık ortamında gelişen anarşi ve terörün kaynağı da bu şekilde gelişen saldırganlıktır.

Hayvanlarda kavga davranışını uyaran olaylar tamamen dış nedenlere bağlıdır. Hayvanlarda, dış çevreye bakmaksızın kavgaya zorlayan içsel bir uyaran yoktur. Hayvanlarda yaşamsal çıkarların tehlikeye düşmesi algısı birtakım çevresel somut olaylara bağlı iken insanda tamamen kültürel ve düşünsel nedenlerle bu tür algılar olabilmektedir. Diğer bir anlatımla insan tamamen toplumsal ve kültürel nedenlerle yaşamsal çıkarlarının tehlikeye düştüğünü düşünerek davranabilir. Bu davranım biçimi kolayca anlaşılabileceği gibi savaşların, iç çatışmaların veya terörün nedeni olur. Böyle bir durumda çatışma, tamamen gerçek dışı biçimde türün devamına hizmet eden bir davranış biçimi olarak görünür. Toplumsal nedenlerden kaynaklanan saldırganlığın hedefi değiştirilebilir, kolayca yönlendirilebilir. Diğer bir deyişle yapay toplumsal düşmanlar yaratılabilir.

Bütün kültürün, her erdemin, her soylu varoluş özelliğinin kökünde yatan ilişki ana çocuk ilişkisidir. Bu ilişki barış, birlik ve sevgi kadar türün devamına hizmet eden korunma içgüdüsünün ve buna bağlı saldırganlığın da temelini oluşturur. Bu sevginin temel niteliği, yönünün kesin bir biçimde evrim tarafından belirlenmiş oluşudur. Bu yön ona saygın bir evrensellik kazandırır. Bu evrensellik ataerkil toplumlarda yerini evrensel bir kardeşlik ilkesine bırakır. Bu evrensel nitelik yukarda bahsettiğimiz birinci tür saldırganlığın biyolojik yönünü de belirler. Diğer bir deyimle bu ilişkiden kaynaklanan saldırganlık türün devamına hizmet eder. Yapay düşmanlar yaratılmasına izin vermez.

Süreğen, acımasız, bir yarışma ve kavga ortamının olağanlığını kabul edersek birbirini yok etmeye çalışan çabalar normal görünecek, yıkıcılık da zafer gibi algılanabilecektir. İnsanları bu şekilde yönlendirenler de büyük lider olarak algılanabilecektir. Yöneticilerimizde bu tür tutum ve davranış kusurlarını sık olarak görmekteyiz. Yıkıcılığı kurtarıcılık adına savunmaktalar.

Toplumsal açıdan saldırganlık eğilimini önlemenin en sağlıklı ve etkin yolu toplumsal ilişkiler açısından kurumsallaşmaktır. Kurumsallaşma ile bir takım temel ilkelerin tartışılamaz değerler olarak kabullenilmesi anlatılmaktadır. Örneğin bireysel açıdan başkalarının haklarına saygı göstermek, toplumsal açıdan ise insan hakları, suçluyu ödüllendirmemek bu tür ilkeler olabilir. Bu listeyi uzatmak olanaklıdır. Bunların tartışılamaz değerler olarak insanların zihninde yer etmesi toplumsal gerginliği azaltan bir rol oynayacaktır. Bu tür değerler ne kadar güçlü ve yerleşikse yeni yasalara ve kurallara o kadar az gereksinim duyulacaktır. Bu tür değerler ve kurallar demokrasilerde büyük önem taşır ve anonim bir yetke oluştururlar. Bu yetke bireysel olarak hiç kimseye ait değildir. Tamamen topluma aittir. Böyle bir anonim otorite her toplumda sağlık işaretidir. Bu kavram, kurumsallaşmanın önemini göstermektedir.

Yöneticilerimiz kendilerinden önceki birikimleri yıkmaya çalışarak demokrasilerin temel niteliklerinden sayılan böyle bir anonim yetke oluşumunu engellemektedirler. Hiçbir gelenek korunamamakta, yeni gelenekler de oluşamamaktadır. Değerler yıkımı başarı gibi gösterilebilmektedir. Ben bunu toplumsal bunalım kaynağı olarak görüyor ve yöneticilerimizi bu tutumlarını bırakmaya çağırıyorum.