Değerler Yıkımı ve Yöneticilerde Özseverlik (Narsisizm)

2 Temmuz 1995, Cumhuriyet

                Türkiye’de; eğitim, ekonomi, ilkeli yönetim vb. gibi ciddi sorunlar çok uzun zamandır çözülememiştir. Demokrasimiz; yaşı yeterli olmasına karşın sık olarak kesintiye uğramaktadır. Üst düzey yöneticiler yaratıcılıktan yoksun olup sorumlulukları paylaştırmakta ağır kusur göstermektedirler. Ben bunları ülkemizin şu andaki sorunlarının çok önemli bir nedeni olarak görmekteyim. Bu yazıda bunların, yöneticilerin kişilik yapıları açısından nedenlerini göstermeye çalışacağım.

                Yöneticilerde izlediğimiz ciddi kişilik kusurlarından birisi yönetimi altında bulunan insanların duygu ve düşüncelerine değer vermemeleridir. Bu konuda herhangi bir çaba da göstermemektedirler. Düşüncelerinin bilinmesini beklemekte, bu olmadığı taktirde şaşırmaktadırlar. Yönetimi altında bulunan insanlar amirlerinin tüm görüşlerini bilemeyeceklerinden bazı yanlışları sürekli olarak yapmak durumunda bırakılmaktadırlar. Yöneticiler, yönetimi altında bulunanların veya daha alt kademe yöneticilerinin yaptıklarını kendi görüşlerine uymadığı gerekçesi ile bozmaktadırlar. Bunun en güzel örneğini iktidar değişikliklerinde, bakan değişikliklerinde görmekteyiz. Aynı parti hükümetlerinde bile taban tabana zıt politikalar art arda uygulamaya konulabilmektedir.

                Bu tür yöneticiler kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar. Yeterli bir çaba ve varlık gösteremedikleri halde başarılarını, bireysel önemlerini ve yeteneklerini abartır, bunları çevredekilerin nasıl olup da anlamadıklarına şaşırırlar. Kendi yeteneklerini fark edemeyenleri de yeteneksiz olarak görürler. Sorumlulukları da paylaştıramazlar. Buna bağlı olarak da başkalarının yaptıkları konusunda sürekli olarak kuşku duyarlar. Çevredekilerin olumlu yanlarını göremezler. İnsanları kendi çıkarları için kullanır, kandırır, sömürürler. Arkadaşlarını da bireysel yarar açısından değerlendirirler. Bu nedenle de birlikte çalıştığı insanlarda çaresizlik duygusu yaratırlar. Çevreye ve kendine yönelik saldırganlıklarda çaresizlik duygusunun ve çare bulma gereksiniminin önemli rolü olduğunu burada belirtmek isterim. Bununla saldırgan davranışlarda yöneticilerin payı olduğunu söylemek istiyorum.

                Bu kişilerin önemli bir özelliği de kendilerine gerçek dışı biçimde destek verecek kişiler aramalarıdır. Herkesle arkadaş olamazlar, yakınlaşamazlar. Yanlışlarının yüzlerine vurulduğu durumlarda öfke gösterirler. Bu gibi durumlarda karşı tarafın yanlış olduğu konusunda yapay çabalara girer, cezalandırma yolunu seçebilirler. Karşıdakilere de bu tutumları ile çıkış yollarını kapatır, saldırganlaşmalarına zemin hazırlarlar. Başkalarına katlanabilseler kendilerine de katlanılabileceğini göremezler. Stres altında benlik bütünlüğünde parçalanmaya bağlı olarak ağır davranış kusurları gösterebilirler. Eleştiriyi kendilerine karşı saldırı olarak gördüklerinden öfke, utanma ve aşağılanma duygusu ile yanıt verirler. Özgüvenleri çabuk sarsılır. Sürekli olarak özgüvenlerini korumak için çaba harcarlar. Bu nitelikleri ile de devamlı olarak tutum hatalarını tekrarlayıp dururlar.

                Bulundukları kurumda uygun çözümler üretmedikleri halde sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi üzerine düşlemleri vardır. Herkes tarafından beğenilmeği hak olarak görürler. En iyisini kendisi bildiğine göre sahip olmayı istediği her şey de hakkıdır. Ayrıcalıklı bir yer verilmesini beklerler. Bu niteliklerine bağlı olarak da kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını ararlar.

                Ülkemizde son yıllarda bu tür yönetime prim veren yaklaşımlar baskın hale gelmiştir. Bu tür yöneticilere her kademede fazlaca rastlamaktayız. Bazen burada saydığımız, ciddi kusur olarak sunduğumuz niteliklerin bir mit gibi ağızdan ağıza dolaştığını ve ödüllendirildiğini de görmekteyiz. Bu tür yöneticiler kendi kişiliklerine paralel olarak en üst düzeyde bulunuyorlarsa ülkelerini savaşa sokmakta veya eşiğine getirmektedirler. Daha alt kademelerde ise durum buna büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Bu yöneticiler başında bulundukları kurumlarda ortalığı karıştırmakta, bunu da büyük bir başarı gibi ortaya koyabilmektedirler. Bunun ülke düzeyinde yansıması ise kimsenin kimseye katlanamadığı bir ortam olmaktadır.

                Böyle bir ortamın kitlelere verdiği temel mesaj “korunması gereken hiçbir değer yoktur veya en büyük değer benim”dir. Doğal olarak da böyle bir ortamda büyük bir değerler yıkımı yaşanır. Ülkemiz son yıllarda böyle bir durumu yoğun bir biçimde yaşamaktadır. Kitleler biyolojik olarak korunma dürtüsü ile hareket edeceklerdir. Bunun davranışsal yansımaları arasında saldırganlık önemli bir yer tutar.

                Ülkemiz yaklaşık 20 yıldır anarşi ve terörle birlikte yaşamaktadır. Bunda yöneticilerin etkileri yadsınamaz.