Saldırganlık ve Umut Yitimi

Ülkemizde son yirmi yılda daha fazla olmak üzere yaklaşık elli yıldır ciddi bir değerler yıkımı yaşanmaktadır. Üstelik bunu destekleyen görüşler taraftar bulmakta, bazen de moda gibi sunulmaktadır. Yeni yönetimler yetersizlik ve güvensizlik duygularını yenemeyerek kendinden öncekileri düşüncesizce yermekte, onların yaptığı her şeyi yıkmaya çalışmakta, ancak yerine yenisini koyamamaktadırlar. Düşünce ve davranış açısından yeni bir şey üretememektedirler. Yetkililer bolca nutuklar atmakta, süslü sözler söylemekte, ancak söylediklerini eyleme koyamamaktadırlar.

Örgütlü suçların önemli bir bölümünde suçlular ortada dolaşmakta ve atak davranışlar sergilemektedirler. Bireysel suçlarla ilgili yargılama süreci çok yavaş işlemektedir. Bu süreçten umudunu kesen insanlar çözümü kendileri üretme yolunu seçerek yasadışı yolları denemektedirler. “Çek senet mafyası” gibi “meslekler” böyle türemiştir. Böyle bir ortam sıradan insanlar için umutsuzluk kaynağı olmaktadır.

Ruh hekimliğinde kendine güvenini, benlik saygısını ve yaşam sevgisini kaybeden insanın umutsuzluk içine düştüğü, özkıyımı seçenek olarak gördüğü bilinir. Daha ağır durumlar çökkünlük (depresyon) olarak adlandırılır. Çökkünlük sıklıkla saldırganlık duygusu ile birliktedir. Böyle bir durumda yıkıcılık bunalımdan çıkış yolu olarak görünür. Diğer bir deyişle umutsuzluğun doğal sonucu yıkıcılık ve şiddet davranışlarıdır. Bunun toplumsal sonucu ise şiddet eylemleridir.

Umut yitiminden kaynaklanan saldırganlık eğilimi toplumda bir şekilde değişlik güç odaklarınca da desteklenebilir. Örneğin son zamanlarda yazılı ve sözlü basında şiddet eylemleri ile ilgili haberler ilk sırayı doldurmaktadır. Soygun, saldırı, öldürme olayları ana haber bültenlerinde görüntülü olarak dakikalarca yayınlanmaktadır. Bu tür haber yayınlarının kimilerince “reyting” uğruna yapıldığı söylenmektedir. Bu tutumun onay bulması ve mantığa büründürme yolu ile savunulması toplumdaki umut yitiminin bir sonucudur. Kitleler bu olaylarda kendini görmektedir. Yöneticilerimiz de terör ve şiddet eylemleri için ne tür önlemler aldıklarını övünerek anlatmakta, kitlelerdeki umut yitimi ve çaresizliği görmemektedirler.

Umutsuz kitleler bu olaylara sessiz kalmaktadır. Diğer bir kesim ise bu durumu toplumsal duyarsızlıkla açıklamakta, ardından da bu duyarsızlığa şaşmaktadır. Oysa bunda şaşacak bir şey yoktur. Umut kuşkusuz yaşama gücümüzün ve katlanma gücümüzün kaynağıdır. Yaşam içgüdüsünün temel göstergesidir. Umutsuzluk ise duyarsızlığın veya özkıyımın nedenidir. Diğer bir deyişle duyarsızlık gibi görünen durum kitlesel bir son tepkidir. Yöneticilerimiz bunu bir an önce görmelidirler.

Liderlerimiz bireylerden umutsuzluğa destek olarak tamamen edilgin bir davranış beklemektedir. Edilginlik aktif iletişim için engeldir. Edilgin birey yapay bir biçimde güven arama gereksinimi içinde tutulmakta, kendisinde toplumsal açıdan yanlışlara boyun eğmesi beklenmektedir. Makina gidiş davranması istenmektedir. Makina gibi davranarak onay bulan birey yapay bir şekilde güven bulmaktadır. Makina gibi davranma yapay bir biçimde kaygıyı azaltması yanında yaratıcılığı da yok etmekte, umutsuzluğu arttırmaktadır.

Umudunu ve buna bağlı olarak yaratıcılığını kaybetmiş insandan edilgin biçimde üretim beklenmektedir. Üretim aşamasında girişim duygusunu desteklenmediği için kullanamayan insan tüketim aşamasında da benzer bir tutum içinde bırakılmakta pasif biçimde tüketiciliğe zorlanmaktadır.

Makina gibi davranma acı çeken başkalarına karşı eşduyum (empati) yapabilme yetisini de yok etmektedir. İnsanlarımız saldırganlaşmakta, toplum adım adım kitlesel bir bunalıma doğru yürümekte, politikacılarımız oy toplama kaygısı ile ellerini ovuşturmaktadırlar.