15 Kasım 1998, Cumhuriyet
Yaklaşık elli yıldır ülkemizde sorumluların tutumlarında önemli bir bozukluğun olduğu görülmektedir. Bu son yirmi yılda daha da artış göstermiştir. Sorumlular kendi çevrelerindeki inanlarda yaptıkları işe uygunluk aramamaktadırlar. Aradıkları niteliklerden birincisi kendilerine yağcılık yapılması, diğeri ise bu kişinin kimin yakını olduğudur. Diğer bir anlatımla sorumlular çevrelerinde dalkavuklar istemekte, yetkilerini çevrelerine bunları getirmek için kullanmaktadırlar. Bunu en açık biçimde milletvekili seçimlerinde görmekteyiz. Bu niçin böyle? Niçin yöneticilerimiz yağcılara gereksinim duyuyor? İşleri ehline vermiyorlar? Bunun en önemli nedeni “temel güven duygusu”nun gelişmemiş oluşudur. Bunun nedenlerini ve davranışa yansımasını aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz.
Temel güven duygusu hayatın ilk yılında kazanılır. Bu dönemin temel niteliği bağımlılıktır. Çocuk tamamen annesine bağımlıdır. Diğer bir deyişle insan yavrusu bakıma muhtaçtır. Bu sağlanmadığı takdirde insanın yaşamını sürdürmesi olanaksızdır. Gereksinimlerin karşılanmaması yaşamı sürdürememekle veya ölümle eşanlamlı olduğundan çocuk bu dönemde engellenmelere karşı aşırı tepki verir. Acı veren uyaranlara tüm bedeni ile tepki gösterir. Acı veren uyaranın önemli veya önemsiz oluşu tepki biçimini değiştirmez. Bu dönemde haz ilkesi geçerlidir. Benlik güçleri yetersizdir. İstek ve dürtülerini denetleyemez, erteleyemez. Hemen doyurulmasını ister. Bu dönemde çocuk anneden besin, sevgi, dokunma, ses vb. gibi değişik uyaranları düzenli bir biçimde almakta, bu uyaranlarla ruhsal olarak da beslenmektedir. Bu alışveriş zaman içinde birleşerek anne çocuk ilişkisine dönüşür. Karşılıklı alma ve verme ilişkisi sonuçta bir toplumsal işlev örüntüsüne neden olur. Bu dönem için bu örüntü çocuk açısından almak ve elde etmektir. Anne açısından ise vermektir. Çocuk almayı öğrenerek sağlıklı bir şekilde vermeyi de öğrenir. Sağlıklı bir etkileşme ile çocuk kendisini değerli bir varlık olarak algılar. Çevreyi de güven verici olarak görür. Düzenli alma ve verme annenin sürekliliğini sağlar. Tutarlılık devamlılık ve aynılık temel güven duygusunun kaynağı olur. Bu ilişkide bir bozukluk olması temel güven duygusunu önemli ölçüde değiştirir.
Bu dönemde açlık, susuzluk, sevgi gereksinimi gibi dürtülerin doyurulması ile yaşanan haz, engellenmesi ile oluşan acı ileriki yaşamdaki tepkilerimizin ilkel biçimleri ve kaynağıdır. Bu tepkilerimiz değişip gelişerek sosyal biçimler alır. Diğer bir deyişle erişkin yaşamında bir uyarana olumsuz tepki veren, örneğin yıkıcı olan bir insanın bu tepkisinin altında yaşamın ilk yılındaki yaşantıları yatmaktadır.
Temel güven duygusunu kazanamamış insanların diğer önemli bir özelliği de yaşam boyu bunu aramalarıdır. Bunu yaparken çevrelerinde kendisine yapay bir biçimde güven duygusu verecek tutumlar isterler. Bunun için çevrelerinde yağcılar ararlar. Sorumlulukları ancak bunlara verir, yalnızca onları beğenirler. Başkaları onlar için korku kaynağıdır.
Yeterlilik için yararlı şeyler yapmak gibi bir kaygı taşımazlar. Çevrelerinde de bunu aramazlar. Yağcılıkla yeterlilik eşanlamlı görülür. Buna karşın ne yaparlarsa yapsınlar temel güven eksikliğine bağlı olarak güvensizlik ve yetersizlik duyguları süreğendir. Gerçekten başarılı olmaları halinde bile bu duygularından kurtulamazlar. Bu nedenle yağcı gereksinimleri hiçbir zaman bitmez. Bu insanlar için kendine yeterli ve benlik bütünlüğü olan insanlar kaygı ve korku kaynağıdır. Bu nedenle çevrelerinde bunlara katlanamazlar. Onlardan uzak durur veya onları uzaklaştırırlar. Onlara karşı “kontr-fobik” bir tutumla saldırgan olurlar. Politikacılarımızın uzlaşmaz tutumlarının altında böyle bir güven eksikliğinin olduğunu söylemek abartılı bir görüş olmaz.
Hiç kimse ile uzun süreli ilişkiler kuramazlar. İlişkilerinde bağımlı bir yanları vardır. Sürekli olarak güven arayışı süregiden bir doyumsuzluğun da kaynağı olur. Bu nedenle aile içi ilişkileri de bozuk olur. Çevre ile ilişkilerinde yetersizlik ve güvensizlik duygularının çoğunlukla farkında değildirler. Farkında olsalar bile bu duygularını göstermez veya gizlemek için yapay çabalara girerler.
Kendi görüş ve düşünüşlerine eleştirel bir gözle bakamazlar. Eleştirilmeye de aynı nedenle katlanamazlar. Bilinç dışı olarak farklı düşünce ve görüşler anne sevgisini kaybetme anlamına gelir. Bu nedenle görüşlerinde bağnazdırlar. Bunun tersi de doğrudur. Görüş ve düşünüşünde bağnazlık gösteren insanlarda temel güven duygusunun eksik olduğunu söyleyebiliriz. Çevremizde bu tür insanları sıklıkla görmemiz bunun önemli bir ruhsal gelişim sorunu olduğunu göstermektedir.