Covid’in Ruhsal Etkileri

Buradaki bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza başvurunuz.

Davranışlarımız bir dış güç tarafından kısıtlandığında ortaya çıkabilecek belirtiler yersiz kaygı ve korkuya kapılma, dikkat ve konsantrasyon yetisinde azalma, tepkilerde artma, çabuk sinirlenme, çaresizlik duygusu, depresif duygulanım, bazen ajitasyon derecesine varabilen anksiyete, tükenmişlik duygusu, isteksizlik, uyku sorunları gibi belirtilerdir. Var olan ruhsal hastalık belirtileri sıklıkla artar. Hastaların ilaç gereksinimleri artar. 

Sık görülen ruhsal bozukluklar ise

Akut Stres Bozukluğu

Bu bozukluk kişinin fizik bütünlüğüne yönelik bir olay yaşaması veya böyle bir olaya tanık olunmasına tepki olarak çıkar. Belirtilerinin arasında yoğun korku, hissizleşme, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır. Olay sırasında veya sonrasında disosiyatif belirtiler izlenir (dalgınlık, derealizasyon, depersonalizasyon ve amnezi gibi). Akut stres bozukluğunda olayı yeniden yaşama ve uyanıklık belirtilerinin; daha sonra TSSB gelişimi için belirleyici olduğu ileri sürülmektedir. Travma sırasında ve travma sonrası panik belirtileri gösterenlerde, akut stres bozukluğu olasılığı artar. Travma sonrası panik anksiyete duyarlılığı ile bağlantılıdır. Anksiyete ve kaçınma belirtileri tabloya eklenir.

Bu bozukluk travma sonrası stres bozukluğuna benzerlik gösterir. Ancak ondan farklı olarak 3 gün- 4 hafta sürelidir. Travmadan sonraki dört hafta içinde başlar.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Tüm travmatik olaylar duygusal yanıtlara ve davranış değişikliklerine neden olur. Bu yanıtlar stresin azaltılması ve dengenin yeniden kurulmasına yardım eder. Travmaya normal tepkiler arasında anksiyete, depresyon ve psikosomatik belirtiler bulunur. Duygusal labilite ve travmatik olayın rüyalara konu olması sıktır. Bu belirtiler normal durumlarda travmadan sonra birkaç hafta içinde azalarak kaybolur. Felaket yaşantıları, kişinin travmadan önceki düşünce ve çatışmalarına özel bir anlam vermesine de neden olabilir. Travma konusunu aşırı bir biçimde düşünme ile baskılanması arasında sürekli bir değişim yaşanır. Sonuçta duygular ve anılar karşısında bir üstünlük duygusu ile birlikte travma karşısında yeni bir anlayış ortaya çıkar. Travmanın ağırlığına göre başa çıkma süresi iki yıla dek uzayabilir.

Akut stres veya tehlike karşısında organizma otonomik sistemin aktivasyonu ile belirli akut bir psikofizyolojik yanıt verir. Bu yanıt organizmayı kavgaya, üstesinden gelinemeyecek bir uyaran karşısında kaçmaya ve dona kalma davranışını devreye sokar. Dolaşıma NE ve kortizol salınımında akut bir artış olur. Bu şekilde organizma bedenin stresle başa çıkma becerisi arttırılmaya çalışılır. Organizmada aşırı bir uyarılma ve hayatta kalmaya odaklanma görülür. Tehlike uzaklaşınca yavaş biçimde eski duruma dönülür.

Travmaya karşı yanıtta yas dönemi, yeni uyum biçimleri geliştirme, benzer bir olayla karşılaşıldığında ne yapılacağını belirten gelecekle ilgili planlar bulunur.

TSSB’de izlenen belirtileri üç temel grupta toplayabiliriz:

  • Yeniden yaşantılama belirtileri: Travmatik olayın tekrar tekrar anımsanması; travma korkusu, rüyalarda tekrar tekrar yaşanması. Tekrar anımsamayı sıklıkla travmatik olayı anımsatan olaylar tetikler.
  • Kaçınma belirtileri: Olgu travma ile bağlantılı uyaranlardan uzak durmaya çalışır. Örneğin TV’den, kalabalıktan, yangın alanlarından, olayı konuşmaktan vb. uzak durmaya çalışır.
  • Aşırı uyarılma belirtileri: İrritabilite, hipervijilans, irkilme tepkisinde artma, konsantrasyon güçlüğü, uyku sorunları gibi belirtiler izlenir.

Bunlara ek olarak tabloya dış uyaranlara tepkisizlik, duygulanım bozuklukları da eşlik eder.

Majör Depresyon

Normal günlük yaşantıda, duygusal yaşamımızda önemli değişiklikler izlenir. Mutsuzluk, hüzün, engellenme, cesaretin kırılması normal insan duygularının bir bölümüdür. Buna benzer şekilde öfori ve elasyon da izlenebilir. Ancak bu tür oynamalar genel olarak kısa süreli olup yaşantıyı önemli ölçüde etkilemez, gerçeği değerlendirmeyi bozmaz, benlik saygısını değiştirmez, işlevselliği de etkilemez. Bu tür duygudurum oynamaları uyku, iştah ve motor aktivite bozukluklarına da neden olmaz. Bu nedenle de hastalık olarak kabul edilmez.

Organizma çevresel streslerle çeşitli biçimlerde mücadele eder. Bunlardan biri de başa çıkma düzenekleridir. Başa çıkma düzenekleri amaçları açısından iki gruba ayrılabilir. Soruna yönelik veya emosyonlara yönelik olabilir. Emosyonel ifadeler, kendini veya başkalarını suçlama, geri çekilme, inkar, vazgeçme vb. gibi davranışlar art arda gösterilebilir. Bunlara ek olarak düşünce tarzını değiştirme, sosyal destek arayışı, oyalama, mizah, dine yönelme, kurma vb. gibi çözüm yöntemleri uygulanabilir. Ancak bu düzenekler çevresel desteklerin niteliği ve hastanın algısı nedeni ile her zaman yeterli olmaz. Örneğin sosyal desteğin gelmeyeceği kaygısı depresyonu destekler.  Stres ile yukarda da belirtildiği gibi HPA aktivasyonu yanında birçok NT sistemleri fonksiyonel olarak değişir.

Klinik depresyonun temel özelliği hoş olmayan duygudurum, umutsuzluk, karamsarlık ve bunaltı halidir. Derin bir üzüntü yaşarlar. Karamsardırlar. Gelecekleri ile ilgili, yaşadıkları ile ilgili olarak hep kötümser düşünürler. Hastada depresif duygudurum ile birlikte değişik etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı izlenir. Olağan etkinlikler, iş, özel zevkler, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir şeyden zevk alamazlar. Olgular kendilerini üzgün, hüzünlü ve çökkün hissederler. Genel olarak ilgileri azalır. Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları o kadar yoğun olabilir ki düştükleri bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünebilirler. Bazı olgular, belirtiler açıkça görülüyor olsa bile duygudurum değişikliği olmadığını söyleyebilirler. Benlik saygısında azalma veya kaybolma değişmez belirtidir. Aynı şekilde çaresizlik duygusu da sıktır. Depresif hastalar basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. İş, aile, para ve kendi sağlıkları ile aşırı biçimde kafaları meşgul olur. Enerji düzeyi azalır. Bazı olgularda önde gelen belirti somatik belirtiler olabilir. Bazen bu düşünceler obsesyonel nitelik taşıyabilir. Bu konulara kötümserlik ve umutsuzluk duyguları ile yaklaşırlar. Yaşlı olguların hüzünlerini yeterince anlatamayabilecekleri hesaba katılmalıdır. Bu özellikler depresyon olgularının yardım arama davranışlarını etkiler.

Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında düşme ve suçluluk duyguları, intihar düşünce ve eylemlerini uyarır. Sevilenle yeniden birleşme düşünceleri ortaya çıkabilir. Düşünce içeriğinde geçmiş olaylar önemli bir yer tutar. İntihar düşünceleri ve girişimleri depresyonun önemli belirtilerindendir. Duygudurum bozukluğu gösterenlerde intihar düşünce ve eylemleri %20-40 kadardır. İntiharları gerçekleştirenlerin geçmişlerinde de sıklıkla intihar girişimleri bulunmaktadır. İntihar riski belirtilerin şiddeti ile her zaman bağlantılı değildir. İntihar riski yaş ile artar. İntiharla ilgili konuşan olgularda olasılığın daha az olduğu düşüncesi yanlıştır. Görüşmede intihar girişim ve planları mutlaka sorulmalı, eşlik eden duygular araştırılmalıdır. Her girişim ve düşünce ciddiye alınmalıdır. Olguların belirtilerini gizleme eğilimi içinde olabilecekleri unutulmamalı, her ipucu değerlendirilmelidir. Hastanede yatan olgularda intihar girişimi oranı %15 kadardır. Depresyon olgularının %10- 15’i intiharla ölmektedir. Tüm intiharların %70’i depresyon olgularıdır. Ağır anksiyete, panik ataklarının varlığı, son zamanlarda bireysel ilişkilerde kayıp, alkol ve diğer madde kullanımları, insomnia, işi sürdürememe, çaresizlik duyguları, değersizlik duyguları, anhedoni intihar için risk etkenleri arasında sayılmaktadır.

Depresif olguların çoğunda duygudurum değişiklikleri ile birlikte iştah ve kilo kaybı bulunur. Bu belirtilerin sıklıkla fiziksel nedenlere bağlanarak depresyonun gözden kaçması güçlü bir olasılıktır. Sıklıkla iştah azlığı ve kilo kaybı görülmekle birlikte iştah artışı ve kilo alma ile uykuda artma belirtileri gösteren bir alt grup da vardır. Bu grup atipik olarak adlandırılmaktadır.

Uyku bozukluğu depresyonun çok sık karşılaşılan bir belirtisidir. Uyku bozukluğu uykuya dalmada güçlük, uykuyu sürdürmede güçlük, sabahları erken uyanma (başlangıç, orta ve son dönem uykusuzluğu) şeklinde olabilir. Toplam uyku süresi de azalır. Bazen olgular uyudukları halde sabah dinlenmemiş olarak uyanırlar. Bu durum olgular tarafından uyuyamadıkları biçiminde ifade edilebilir. Az sayıda olgu hipersomnia gösterir. Yavaş dalga uykusu (III. ve IV. dönem uykusu) azalır. REM latansı kısalır. Yoğunluğu ise artar. Çocuklarda bu bozuklukların hiçbiri görülmeyebilir. Olguların %80 kadarında uykusuzluk, %20 kadarında ise fazla uyuma vardır. Fazla uyuma, atipik olgular, bipolar depresyonlar ve mevsimsel özellik gösteren olgularda daha fazladır. Uykuya dalma güçlüğü depresyon olgularında her zaman depresyon ile bağlantılı değildir. Gürültü, anksiyete, ağrı, tıbbi nedenler de uyku sorunlarına yol açabilir. Sabah erken uyanma, dalma güçlüğüne göre depresyonda daha önemli bir biyolojik belirleyicidir. Uyku sorunu depresyonun önemli bir belirtisi olması yanında depresyona da neden olabilir. Son yıllarda uzun süreli uykusuzluğun depresyona yol açabileceği konusunda kanıtlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uyku düzeninin sağlanması tedavinin temel amaçlarından biri olmalıdır. Bu amaçla olguların alkol almaları uyku sorununu genellikle kötüleştirmektedir.

Olguların önemli bir bölümünde psikomotor etkinlikte azalma görülür. Buna psikomotor yavaşlama adı verilir. Bu hastalar tipik olarak letarji ve yorgunluktan yakınırlar. Enerji düzeyi azalır. Bıkkınlık ve isteksizlik gösterirler. Objektif olarak beden hareketleri azalmış ve yavaşlamıştır, konuşması fakir, tekdüze ve duraklamalıdır. Küçük bir iş saatler alabilir. Ağır olgularda psikomotor yavaşlama katatoniye benzeyebilir. Psikotik düşünceler klinik tabloya eşlik edebilir. Hastalar bazen hiç konuşmaz, kendiliğinden bir hareket izlenmez. Hasta herhangi bir şeye ilgi göstermez. Normal bedensel gereksinimlerini karşılamak için çaba harcamaz. Bu belirtilere libido azlığı, ilgi azlığı, zevk alamama (anhedoni), konsantrasyon güçlüğü ve suçluluk duyguları gibi diğer depresyon belirtileri eşlik edebilir. Bu belirtiler sıklıkla normal iş, arkadaş ve aileyi ihmalle sonuçlanır. Bunun sonucunda genel bir izolasyon olur. Buna koşut olarak da sosyal geri çekilme gözlenir. Eski ilgilerini bırakırlar. Tüm uğraşlar ağır yük gibi gelmeye başlar. Gelecekleri ile ilgili kaygıları artar. Umutsuzluk içinde her şeyin kötüye gideceğini düşünürler. Olgular kendilerini genellikle sabah daha kötü, akşam daha iyi hissederler. Çevresel nedenlerin yoğun olduğu olgularda akşam kötüleşmesi olasıdır.

Anksiyete sık olarak depresyona eşlik eder. Depresyon olgularında anksiyete varlığı depresyonu karmaşıklaştıran ve tedaviyi zorlaştıran bir durumdur. Bu olgular ilaç yan etkilerine daha duyarlıdırlar. Antidepresan ilaçlara daha az yanıt verirler. Psikososyal yöntemlere yanıt olasılığı da daha düşüktür. Anksiyete yaşlılarda gençlere göre daha az olur. Bazı olgularda anksiyete psikomotor aktivitede artma şeklinde kendini gösterebilir. Bu durum ajitasyon olarak adlandırılır. Buna örnek olarak bir yerde duramama, ellerini ovuşturma, tırnak yeme, devamlı sigara içme veya konuşma gibi belirtileri verebiliriz. Bazı olgularda ajitasyon o kadar yoğun olabilir ki diğer belirtiler dikkati çekmeyebilir. Anksiyete belirtileri birçok tanı ve sınıflandırma sisteminde temel belirtiler arasında sayılmaktadır. Bazı tanı araçları da içsel gerginliği temel belirti saymaktadır. Anksiyete belirtilerinin varlığı hekimi uyarmalı ve olgu depresyon belirtileri açısından ayrıntılı olarak araştırılmalıdır. Bazı bilim adamları, depresyon ve anksiyetenin çok sık olarak aynı anda izlenmesi nedeni ile her ikisinin de aynı kökenden kaynaklanan hastalıklar olduklarını ileri sürmektedirler.

İrritabilite de önemli depresyon belirtilerindendir. Olgular küçük uyaranlara her zamankine göre daha fazla tepki vermeye başlarlar. Bunu sıklıkla tahamülsüzlükle ya da sinirlilikle açıklarlar. Birçok olguda bu belirti temel yakınma olabilmektedir.

Depresyonda bilişsel değişiklikler önemli belirtilerdendir. MD düşünme, konsantrasyon, karar verme, düşüncelerini formüle etme, yargılama ve anımsamayı etkiler. Temel belirtilere koşut olarak hastalarda kendi hakkında olumsuz değerlendirmeler, değersizlik düşünceleri, ölüm ve intihar düşünceleri, geçmiş basit hataları hakkında kurup durma, sanrı ve varsanı gibi ciddi bilişsel bozukluklar olmaktadır. Bu klinik niteliklere bağlı olarak genel zeka düzeyi azalır. Bu azalmanın primer bir bozukluk olmadığı kabul edilir. Daha çok yönetici işlev, bellek, psikomotor beceri ve dikkat eksikliklerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Psikososyal işlevsellik bilişsel bozulmalardan büyük ölçüde etkilenir.

Depresyonda bellek bozuktur. Negatif olayları anımsamada ciddi bir sorun olmaz. Pozitif anılar daha zor anımsanır. Bellek bozuklukları önemli bir stres kaynağı olur. Aynı zamanda bellek sorunları da kronik stres ile bağlantılıdır. Stres olasılıkla hipokampal nöörogenezi etkileyerek bellek sorunlarına yol açmaktadır. Yeni bilgilerin kazanılması bozuktur. Edinilmiş bilgilerin geri çağrılmasında sorun yok gibi görünmektedir. Sözel öğrenme azalır. Psikomotor hız azalır. Konuşma azalır. Karar verme, soyutlama, bilişsel strateji değiştirme gibi yönetici işlevler de etkilenmektedir. Çalışma belleği ve dikkat de bozuktur. Genel bilişsel yavaşlama vardır. Reaksiyon zamanı uzar, ancak bu alanlarda BB ve UD olguları şizofreniye göre daha iyidir. Bazen bilişsel bozukluklar klinik tabloda önde gelen belirti olabilir. Buna psödodemans denmektedir. Pseudodemans tanısı koyabilmek için altta yatan bir psikiyatrik bozuklukla birlikte entellektüel bozulma olmalı, belirtiler dejeneratif merkezi sinir sistemi hastalıklarına benzemelidir. Belirtilerin oluşumunda nörodejenerasyonun rol oynadığına ait gözlemler vardır. Bilişsel bozukluğu açıklayacak birincil bir nörolojik hastalık olmamalıdır. Bu olgular antidepresan tedaviye yanıt verir. Son yıllarda bu olguların ileride demansa döndüğü konusunda gözlemler ortaya çıkmıştır. Hastalarda bilişsel işlevler ve emosyonel regülasyondan sorumlu frontal korteks, amigdala ve hipokampal alanlarda küçülme, nöronal ve glial hücre kaybı ve hücre kaybına neden olan yolaklarda aktivasyon olmaktadır.  Nörogenez de azalır.

Hastaların önemli bir bölümünde somatik yakınmalar olur. Gastrointestinal bozukluklar, baş ağrısı, sırt ağrısı, idrar güçlükleri sıktır. Önceden tıbbi bir sorunu olan olgularda fiziksel belirtilerde alevlenme olur. Fiziksel hastalığa yakalanma olasılığı ve mortalite olasılığı artar. Bu şekilde olgular dahiliye uzmanına ya da sağlık ocağına başvururlar. Ayrıntılı bir değerlendirme ve muayene ile tıbbi durumu açıklayacak neden bulunamaz. Ağır olgularda somatik belirtilerin şiddeti de artar. Belirgin duygudurum değişikliği göstermeyen, önde gelen belirti olarak somatik yakınmalar gösteren olgular maskeli depresyon olarak adlandırılırlar. Depresyonda kalp hızı değişkenliği belirgin ölçüde düşük bulunmaktadır. Bu bulgu depresyonda kardiyak otonomik bir dengesizlik olduğunu düşündürmektedir. MD’de kardiyovasküler morbidite ve mortalite artar. MI sonrası mortalite de artar.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Bu bozukluk; en az altı ay süreli yaygın anksiyete ve birçok yaşam olayı konusunda gerçek dışı endişe ile belirlidir. Kendisinin ve yakınlarının fiziksel sağlık ve hastalıkları konularında aşırı endişe duyarlar. Güvence arama, gereksiz tıbbi müdahaleler isteme gibi belirtiler gösterirler.  Tedavi edilmeyen olgular süreğen seyirlidir. Süreğen endişe ve gerginlik temel belirtilerdendir. Belirtileri şiddeti sosyal ve çevresel stres etkenleri ile değişebilmektedir. Olgular doğrudan yaygın anksiyete nedeni ile yardım aramazlar, depresyon gibi ek bir psikiyatrik durum tabloya eklendiğinde yardım arayabilirler. Bu olguların daha çok tehdit edici uyaranlara odaklandıkları, görsel tehditlerin sözel dile dökülmesi ile tehdide odaklanma artmaktadır.

Uyum Bozukluğu

Uyum bozuklukları kavramını bir psikososyal stres etkeninden sonra üç ay içinde gelişen ve stres etkeninin ortadan kalkmasından sonra altı aydan fazla sürmeyen klinik durumları tanımlamak için kullanmaktadır. Belirtiler stres etkeni ile oransız ölçüde belirgin sıkıntıya yol açar. Ortaya çıkan belirtiler insan ilişkilerini ve mesleki işlevselliği bozacak kadar ağırdır. Belirtiler strese karşı aşırı reaksiyonlar ile ya da bir akıl hastalığının alevlenmesi ile açıklanamaz. Stres etkeni ortadan kalktıktan sonra 6 ay içinde düzeleceği kabul edilir, uzaması durumunda olgular yeni bir uyum düzeyine ulaşırlar. Belirtiler başka bir hastalığın ölçütlerine uyuyorsa, kayıpla bağlantılı ise bu tanı konamaz. Tanı koyabilmek için bir stres etkeni ile ilişkisinin belirlenmesi gerekir. Kişilik bozuklukları ve gelişimsel bozukluklar dışlanmalıdır.

Stres etkenleri arasında iş kaybı, sevilen birinin ölümü gibi anlık sorunlar olabileceği gibi evlilik sorunu, yasalarla başının derde girmesi ve kazalara bağlı yeti kayıpları gibi devam eden sorunlar da olabilir. Nadir bir hastalığa yakalanma ve doğal afetler de stres etkenleri arasında sayılabilir. Hastalar bazen olayla yakınmaları arasında bağlantı kuramayabilirler. Olayın yadsınması da olasıdır.

Var olan hastalıkların alevlenmesi

Anksiyete hemen tüm psikiyatrik bozuklukların zemininde yer almaktadır. Covid pandemisi nedeni ile insanların önemli bir bölümünde anksiyete düzeyi artmıştır. Bu nedenle var olan psikiyatrik hastalık belirtilerinde de önemli ölçüde artma olmaktadır. Hastaların daha önce iyileşmesini sağlayan ilaçlar hastadan hastaya değişmekle birlikte etkinliklerini kısmen kaybetmişlerdir.