Buradaki bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza başvurunuz.
Affektif hastalık tanımlamaları Hipokrat ile başlar. Melankoli deyimi ona aittir. Hipokrat’tan yaklaşık 500 yıl sonra Arateus melankoli ve depresyon arasındaki ilişkiye değinmiş ve bu bozukluğun epizodik niteliğini fark etmiştir.
Bu gruptaki hastalıklarda depresif belirtiler birincil belirti olmakla birlikte belirtiler bunlarla sınırlı değildir. Klinik tabloya birçok belirti eşlik edebilmektedir.
Normal günlük yaşantıda, duygusal yaşamımızda önemli değişiklikler izlenir. Mutsuzluk, hüzün, engellenme, cesaretin kırılması normal insan duygularının bir bölümüdür. Buna benzer şekilde öfori ve elasyon da izlenebilir. Ancak bu tür oynamalar genel olarak kısa süreli olup yaşantıyı önemli ölçüde etkilemez, gerçeği değerlendirmeyi bozmaz, benlik saygısını değiştirmez, işlevselliği de etkilemez. Bu tür duygudurum oynamaları uyku, iştah ve motor aktivite bozukluklarına da neden olmaz. Bu nedenle de hastalık olarak kabul edilmez.
Organizma çevresel streslerle çeşitli biçimlerde mücadele eder. Bunlardan biri de başa çıkma düzenekleridir. Başa çıkma düzenekleri amaçları açısından iki gruba ayrılabilir. Soruna yönelik veya emosyonlara yönelik olabilir. Emosyonel ifadeler, kendini veya başkalarını suçlama, geri çekilme, inkar, vazgeçme vb. gibi davranışlar ardarda gösterilebilir. Bunlara ek olarak düşünce tarzını değiştirme, sosyal destek arayışı, oyalama, mizah, dine yönelme, kurma vb. gibi çözüm yöntemleri uygulanabilir. Ancak bu düzenekler çevresel desteklerin niteliği ve hastanın algısı nedeni ile her zaman yeterli olmaz. Örneğin sosyal desteğin gelmeyeceği kaygısı depresyonu destekler. Stres ile yukarda da belirtildiği gibi HPA aktivasyonu yanında birçok NT sistemleri fonksiyonel olarak değişir. Klinik depresyonun temel özelliği hoş olmayan duygudurum, umutsuzluk, karamsarlık ve bunaltı halidir. Derin bir üzüntü yaşarlar. Karamsardırlar. Gelecekleri ile ilgili, yaşadıkları ile ilgili olarak hep kötümser düşünürler. Hastada depresif duygudurum ile birlikte değişik etkinlik ve sorumluluklara karşı ilgi kaybı izlenir. Olağan etkinlikler, iş, özel zevkler, bireysel ilişkiler, cinsel aktivite de dahil olmak üzere hiçbir şeyden zevk alamazlar. Olgular kendilerini üzgün, hüzünlü ve çökkün hissederler. Genel olarak ilgileri azalır. Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları o kadar yoğun olabilir ki düştükleri bu durumdan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını düşünebilirler. Bazı olgular, belirtiler açıkça görülüyor olsa bile duygudurum değişikliği olmadığını söyleyebilirler. Benlik saygısında azalma veya kaybolma değişmez belirtidir. Aynı şekilde çaresizlik duygusu da sıktır. Depresif hastalar basit günlük aktiviteleri bile yapmakta güçlük çekerler. İş, aile, para ve kendi sağlıkları ile aşırı biçimde kafaları meşgul olur. Enerji düzeyi azalır. Bazı olgularda önde gelen belirti somatik belirtiler olabilir. Bazen bu düşünceler obsesyonel nitelik taşıyabilir. Bu konulara kötümserlik ve umutsuzluk duyguları ile yaklaşırlar. Yaşlı olguların hüzünlerini yeterince anlatamayabilecekleri hesaba katılmalıdır. Bu özellikler depresyon olgularının yardım arama davranışlarını etkiler.